Bir program çoğu zaman hareket isimleriyle başlar. Squat. Press. Row. Lunge. Oysa beden hareket isimlerini bilmez. Yalnızca maruz kaldığı kuvveti, süreyi, hızı, yönü ve bunların kendisinde bıraktığı izi bilir.
Bu yüzden bir programın ilk sorusu “hangi egzersiz?” olmamalı. Daha geride bir soru vardır: neyin değişmesini istiyorum?
Kuvvet dediğimiz şey bile tek bir cevap değildir. Daha fazla kuvvet üretebilmek, kuvveti daha hızlı üretebilmek, belirli bir açıda tolere edebilmek ya da yorgunken aynı organizasyonu koruyabilmek birbirinden farklı adaptasyonlardır. Aynı hareket bunların hepsine benzeyebilir; fakat aynı hareket, aynı şeyi üretmez.
Doz, onun anlamını değiştirir.
Üç set on tekrar bazen kuvvet, bazen hacim, bazen yalnızca yorgunluktur. Set ve tekrarın kendisi amaç taşımaz. Amaç, bağlamdan gelir: yükten, dinlenmeden, tempodan, kişinin geçmişinden ve o gün bedende bulunan kapasiteden.
Burada program bir liste olmaktan çıkar. Bir hipoteze dönüşür.
Beden son sözü söyler.
Koç uyaranı kurabilir; adaptasyonu emredemez. İki kişiye aynı programı verdiğimizde iki farklı sonuç görmemizin nedeni budur. Hatta aynı kişi, aynı programa iki farklı haftada iki farklı cevap verebilir.
Geri bildirim bu yüzden programın sonuna eklenen bir kontrol kutusu değildir. Programın devamıdır. Performans düşüyorsa, ağrı değişiyorsa, algılanan efor yükseliyorsa ya da hedeflenen kapasite artık kolaylaşıyorsa sistem yeni bir karar ister.
Artır. Koru. Azalt. Değiştir. Yeniden değerlendir.
Movement Mind'ın kurmaya çalıştığı şey tam olarak bu döngü: hareketi yalnızca yaptığımız şey olarak değil, bedenle aramızdaki bir soru-cevap biçimi olarak görmek.
Cevap geldiğinde değişebilen programdır.